Malatya, Doğu Anadolu Bölgesi'nin batısında, doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan yolların kavşağında bulunmaktadır. Orta Asya, Orta Doğu ve Mezopotamya’dan gelen ticarî yolların kesişmesi ve batıya geçit veren bir konumda bulunması nedeniyle Malatya, tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.

Kadim dünyanın birçok medeniyetine beşiklik yapmış olan, bağları, yeşil doğası ve suyu ve en önemlisi de kayısısı ile her dönemin incisi, Anadolu tarihinin zenginliğini yansıtan bir güzel şehir. İsminin tarihi Hititlere kadar uzanan; kültürlerin kucaklaştığı Doğu Anadolu’nun güzide şehri Malatya Hitit kaynaklarında “Maldiye” olarak ifade edilen şehrin adı, Asur ve Urartu kaynaklarında “Melid”, “Melide”,“Melitea”, “Meliddu” ve “Malita” olarak geçmektedir. Geç Hitit kent devletleri döneminde “Militia” olarak anılan şehir, Roma Dönemi’nde ise “Melita” ya da “Melitene” olarak adlandırılmıştır. Tarihi süreç içerisinde benzer değişikliklere uğrayan şehrin adı, günümüze “Malatya” olarak ulaşmıştır. 1979-1986 yılları arasında, Orduzu beldesinin 40 km kuzeydoğusundaki Cafer Höyük yakınlarında, Fırat Irmağı ile Değirmendere’nin birleştiği alandaki höyükte yapılan kurtarma kazıları sonucunda üç kültür katı saptanmıştır.

Dünyanın Kayısı Başkenti

Malatya’nın günümüzde en önemli değerlerinden biri de yöre halkının “mişmiş” dediği kayısı, Malatya ile özdeşleşmiş meyvedir. Tarihi kaynaklara göre Türkistan, Orta Asya ve Batı Çin bölgelerinin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Kaynaklarda belirtildiğine göre, kayısı Büyük İskender’in Doğu Seferi sırasında (MÖ IV yy.) Anadolu’ya getirilmiştir. Anadolu’da 2000 yılı aşkın bir süredir kayısı üretimi yapıldığı tahmin edilmektedir. Zamanla Malatya bu üretimde Türkiye’de ve dünyada birinci sıraya yükselmiştir. Kayısının kalite üstünlüğü, renk, tat, yapı ve nem gibi özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Malatya kayısısını değerli kılan, kuru madde miktarının yüksek olması. Türkiye’nin en önemli kayısı üretim merkezi olması itibariyle Malatya, kuru kayısı ihracatında özel bir konuma sahiptir. Türkiye’de taze kayısı üretiminin %50’sinden fazlasını sağlayan ilimizde, üretim yoğun olarak kuru kayısıcılığa yöneliktir. Üretilen kayısının önemli bir bölümü (%90) kurutulmakta ve kurutulan kayısının yaklaşık % 90-95’i ihraç edilmektedir. Malatya, dünya kuru kayısı üretiminin %65-80’ini karşılamaktadır.

Ayrıca su kaynaklarının önemli bir yer tuttuğu şehirde, yeşil belde Gündüzbey’in ilerisinde, Kozluk köyünde, Pınarbaşı denilen yerdeki Derme Suyu Malatya tarihinde özel bir yere sahiptir. Şehrin kuzeyinde, batı-doğu yönünde Tohma ile Fırat uzanırken, yükselti farkı yukarıda kalan ve kadim nehirlerin sularından yararlanamayacak olan Malatya Ovasına su güneydoğudaki Derme’den kanallarla getirilmiştir. 1990lı yılların ortalarına kadar hem içme hem sulama suyu olarak kullanılan Derme günümüzde sadece içme suyu şebekesine yetebilirken, tarım alanları Çat Barajı başta olmak üzere muhtelif kaynaklardan gelen sularla beslenmektedir.

Derme, Evliya Çelebi’nin “Aspazon (Aspuzu); suları, havası ve bolluğuyla yeryüzünün tüm öbür bağlarından, bahçelerinden üstündür.” dediği şehre can suyu olmuştur. Derme Suyu’nun beslediği geniş ve bereketli Malatya Ovası'nda yerli ve yabancı gezginlerin lezzetini öve öve bitiremediği kayısı, kiraz, üzüm, elma, armut ve ayva başta olmak üzere birçok meyve geçmişte olduğu gibi günümüzde de yetiştirilmektedir.

Kentin ilçelerinden biri olan Battalgazi’de ise Selçuklular ve Osmanlılar döneminden kalma eserler bulunmaktadır. Devlet tiyatroları Malatya şubesinin açılmasıyla Malatya bölgedeki kültür alanında da önemli bir aşama kaydetmiş ve çevre illerden gelen sanatseverler sayesinde kültür turizmi önemli bir ivme kazanmıştır. Gürpınar Şelalesi de ülkemizdeki sayılı doğa harikalarından birisi ve turistlerin uğrak mekânlarındandır.
Nemrut Dağı


Nemrut Dağı Milli Parkı, Pütürge’nin Büyüköz köyü ile Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için, 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı’nın yamaçlarına yaptırdığı mezar ve anıtsal heykeller Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisidir. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmıştır. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireçtaşı bloklarından yapılmış olup, 8-10 metre yüksekliktedir.

Eski çağlarda Kommagene olarak anılan bölgede I. Mithradates tarafından bağımsız bir krallık kurulmuş; krallık, onun oğlu I. Antiochos (M.Ö. 62-32) döneminde önem kazanmıştır. M.S. 72 yılında Roma’ya karşı yapılan savaşın kaybedilmesinin ardından krallığın bağımsızlığı sona ermiştir.

Nemrut Dağı’nın doruğu yerleşme yeri olmayıp, Antiochos’un tümülüsü ve kutsal alanlardır. Tümülüs, Fırat Nehri geçitlerine ve ovalarına hâkim bir noktadadır. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin ana kayaya oyulmuş odaya konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde, 150 metre çapındaki tümülüs, küçük kaya parçalarıyla örtülerek koruma altına alınmıştır. Her ne kadar yazıtlarda kralın mezarının burada olduğu belirtiliyorsa da bugüne kadar keşfedilememiştir.

Doğu ve batı teraslarında Antiochos ile tanrı ve tanrıça heykellerinin yanı sıra aslan ve kartal heykelleri bulunmaktadır. Batı terasında eşsiz bir aslanlı horoskop yer almaktadır. Heykeller Helenistik, Pers sanatı ve Kommagene ülkesinin özgün sanatı harmanlanarak yontulmuştur. Bu anlamda Nemrut Dağı’na Batı ve Doğu uygarlıklarının köprüsü denebilir.

Kommagene Krallığı’nın tarih sahnesinden silinmesiyle Nemrut Dağı’ndaki eserler yaklaşık iki bin yıl boyunca yalnızlığa terk edilmiştir. 1881 yılında yöreyi görevli olarak gezen Alman mühendis Karl Sester, Nemrut Dağı heykellerine rastlamış ve İzmir’de bulunan Alman Konsolosu’nu, Kommagene Krallığı’na ait harabeleri, tanrı heykellerinin oturtulduğu kaidelerin arkasındaki Grekçe yazıtları göremediğinden Asur harabeleri zannederek haberdar etmiştir. Karl Sester, dev heykelleri keşfetmenin heyecanıyla bu hataya düşmüştür. 1882 yılında Otto Puchstein ve Karl Sester Nemrut’ta inceleme yapmıştır. Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) Müdürü Osman Hamdi Bey 1883 yılında bir ekiple gelip Nemrut’ta çalışmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın ardından Amerikan arkeolog Theresa Goell ve Alman Karl Doerner; Nemrut ve yöresinde kazı, araştırma ve inceleme yapmışlardır.

Turizm sezonu boyunca Nemrut’u ziyaret eden yerli ve yabancı turistler arkeolojik alanı gezmekte ve güneşin eşsiz güzellikte doğuş ve batışını izlemektedir.

Nasıl Gidilir: Malatya’dan Nemrut’a, yaklaşık 100 kilometrelik Malatya-Pütürge-Tepehan-Büyüköz köyü yolu takip edilerek ulaşılmaktadır.

Malatya Tanıtım Video